Diyarbakır, "Uluslararası II. Akademi-Medrese Buluşmaları: Medresenin Geleceği Çalıştayı"na ev sahipliği yapıyor. Türkiye'nin yanı sıra Kuveyt, Suudi Arabistan ve Malezya'dan akademisyenlerin yer aldığı bilim kuruluyla bugün başlayan çalıştay, iki gün sürecek.

Mardin Artuklu Üniversitesi, Medrese Âlimleri Vakfı (MEDAV), Diyarbakır İl Müftülüğü, Diyarbakır Dini Yüksek İhtisas Merkezi, Dicle Üniversitesi ve Kadim Akademi'nin iş birliğiyle organize edilen etkinlik, 7-8 Aralık 2024 tarihlerinde Diyarbakır'ın Yenişehir ilçesindeki Selahaddin Eyyübi Camii'nde gerçekleştiriliyor. Çalıştayda, medreselerin eğitim sistemleri, genel prensipleri, modern eğitim yaklaşımlarıyla etkileşimi ve standartlaşma gibi kritik başlıklar inceleniyor. Ayrıca "Medrese Eğitim Sistemi ve Güncelleme İmkânları", "Modern/Seküler Dönemde Medrese Eğitimi", "Medrese ve Sosyal Bilimler" ile "Medresenin Yasal Zemini" konuları da derinlemesine tartışılacak.

Akademi ve Medrese İlişkisi Vurgulandı

Dicle Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Rıfat Ablay'ın Kur'an-ı Kerim tilavetiyle başlayan programda, medresenin tarihsel ve güncel rolü, eğitimdeki konumu ve gelecekteki potansiyel gelişmeleri değerlendirildi. Açılış konuşmalarını sırasıyla Düzenleme Kurulu Başkanı Doç. Dr. Fikret Özçelik, Kadim Akademi Başkanı Doç. Dr. Ahmet Kayaoğlu, Medrese Alimler Vakfı Başkanı M. Tayyip Elçi, Diyarbakır Din Yüksek İhtisas Merkez Müdürü Dr. Bahadır Opus ve Diyarbakır İl Müftüsü Celal Büyük gerçekleştirdi.

Diyarbakır Vali Yardımcısı İlyas Öztürk'ün de katıldığı çalıştayın açış konuşmasını yapan Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İbrahim Özcoşar, etkinliğin ilkini 2022 Ekim'inde Mardin'de düzenlediklerini hatırlattı. Özcoşar, "İki yılı aşkın bir aradan sonra nihayet bugün Akademi-Medrese Buluşmaları ana başlığımızı koruyarak yeni bir alt başlıkla -Medresenin Geleceği- alt başlığı ile çalıştayın ikincisini düzenliyoruz." ifadelerini kullandı. Akademi ile medreseyi birlikte değerlendirmenin kendisine büyük bir heyecan verdiğini belirten Özcoşar, bu iki yapıyı bir araya getirmenin bazı zorlukları olduğuna dikkat çekti. 2010 yılında Kadim Akademi'yi kurarak bilimsel çalışmalarını özgürce yapabilmek adına üniversite dışında akademisyenler olarak kendilerine özgü bir medrese oluşturmaya çalıştıklarını anlatan Özcoşar, "Akademi medrese buluşmalarının en azından yakın tarihimiz açısından birbirine temkinli hatta çoğu zaman olumsuz yaklaşan akademi ve medresenin iyi niyet zemininde ilk karşılaşmaları olduğunu düşünüyoruz." dedi. Özcoşar, medreseyi İslam medeniyetinin ilim geleneğiyle özdeşleştirerek modern bilime karşı kendi ilim geleneğimizin teorisine katkı sağlayacak bir bilimsel çeşitlilik kaynağı olarak gördüklerini vurguladı. Ayrıca, Osmanlı çöküş süreciyle başlayan yeniden İslamlaşma taleplerinin akademik camiadaki yansımasının medreseyi bir seçenek haline getiren başlıca sebep olduğunu belirtti.

Medrese: İlmi ve Sosyo-Politik Bir Kurum

Konuşmasında, "Modern bilime ve akademiye yaptığımız bütün eleştiriler İslami veya İslamcı reflekslerle yapılmış eleştirilerdi." diyen Prof. Dr. İbrahim Özcoşar, bu eleştirilerle akademi ve bilimde bir İslamlaşma taleplerini dile getirdiklerini ifade etti. Medresenin İslam bilim geleneğinin sembol kurumu olması nedeniyle, İslamlaşma taleplerinin gerçekleşmesinde akademi-medrese karşılaşmasının önemli bir seçenek oluşturduğunu söyledi. Özcoşar, "Biz medreseyi sadece ilmi bir merkez olarak görmedik. Aynı zamanda İslam dünyasında özellikle ehl-i sünnet coğrafyası açısından sosyo-politik anlamda da varoluşsal bir kurumsal yapı olarak görüyoruz. Nizamiye medreselerinden yakın geçmişimize kadar medrese aynı zamanda sosyo-politik bir muhafaza vasıtası olduğu göz ardı edilemez bir gerçek olarak karşımızda duruyor." şeklinde konuştu.

Özcoşar, modern bilime yönelik eleştirilerinden birinin, modern bilimin emperyal bir sömürü aracına dönüşmüş olması olduğunu kaydetti. Medrese geleneğinin, bu coğrafyaya yönelik sömürgeci girişimlere karşı en başından beri mücadeleci bir tavır sergilediğini belirten Özcoşar, "Medrese mücadeleci tutumunu cumhuriyet kurulduktan sonra da bırakmadı. Cumhuriyet döneminde medreselerin kendilerini var olma mücadelesi içinde bulmaları sonrasında yaşanan travma, bir medrese tutumu ortaya çıkardı. Bu tutumu en genel haliyle direniş olarak tanımlamak mümkündür." ifadelerini kullandı. Bu dönemde medreselerin şehirlerden uzak köylere çekilmek zorunda kaldığını ve genellikle illegal bir yer altı kurumu gibi çalıştığını, ancak buna rağmen bölgemizde İslami yaşantının sürekliliğinde önemli rol oynadığını sözlerine ekledi.