7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde düzenlenen NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'ne 22 yıl aradan sonra yeniden ev sahipliği yapan Türkiye'nin, diplomatik görüşmelerin yanı sıra liderlere ikram ettiği resmi akşam yemeği de dikkatleri üzerine çekti. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Müge Arslan, bu özel yemeğin uluslararası ilişkilerdeki 'sofra diplomasisi' kavramı açısından taşıdığı anlamı değerlendirdi.
Sofra Diplomasisi: İlişkilerin Sessiz Gücü
Prof. Dr. Müge Arslan, uluslararası ilişkilerde 'table diplomacy' veya 'sofra diplomasisi' terimlerinin artan önemine değinerek, diplomasi süreçlerinin sadece toplantı masalarında değil, bazen yemek sofralarında da şekillendiğini belirtti. Bu duruma örnek olarak, 1978 Camp David Anlaşmaları'nı gösterdi. Jimmy Carter, Enver Sedat ve Menahem Begin'in 13 gün boyunca birlikte yemek yiyerek gayri resmi sohbetler gerçekleştirmesinin, 1979 Mısır-İsrail Barış Antlaşması'nın temelini oluşturduğunu ifade etti. Ayrıca, 2019 G20 Osaka Zirvesi'nde Donald Trump ile Şi Cinping arasındaki çalışma yemeklerinin, ABD-Çin ticaret savaşındaki gerilimi geçici olarak yumuşattığını hatırlattı. Arslan, bu tür yemeklerin uluslararası ilişkilerdeki 'sofra diplomasisi' açısından kritik bir rol oynadığını vurguladı.
Diplomatik sofralarda menü seçimlerinin rastgele yapılmadığına işaret eden Prof. Dr. Arslan, “Sofra diplomasisinde menü seçimi yalnızca ikram edilecek yemeklerin belirlenmesi değildir; ev sahibi ülkenin kültürünü, değerlerini ve misafirlerine verdiği önemi yansıtan stratejik bir unsurdur. Bunun önemli olmasının başlıca nedenleri şunlardır: Kültürel kimliği temsil eder, misafire verilen değeri gösterir, samimi bir iletişim ortamı oluşturur, ülke imajına katkı sağlar ve sembolik mesajlar içerir.” açıklamasında bulundu.
2026 NATO Zirvesi Menüsü: Türkiye'nin Gastronomik Haritası
Prof. Dr. Müge Arslan, 2026 NATO Zirvesi'nde sunulan menünün Türkiye'nin farklı bölgelerini aynı sofrada buluşturan özel bir kurgu taşıdığını belirtti. Bu menünün, Türk mutfağının zenginliğini ve kültürel mirasını dünyaya tanıtan önemli bir araç olduğunu vurguladı. Liderlere sunulan her lezzetin, Türkiye’nin misafirperverliğini, gastronomi kültürünü ve yerel değerlerini yansıtan bir diplomasi aracı niteliğinde olduğunu ifade etti. Çünkü doğru seçilmiş bir menünün, ülkelerin hafızasında kalan en güçlü ayrıntılardan biri olduğunu ekledi. Zirvenin resmi akşam yemeğinde Taş fırın pide, Kayseri mantısı, deniz levreği veya dana kaburga, sütlü Nuriye, Maraş dondurması gibi lezzetlerin yanı sıra Trabzon tereyağı, Hizan karakovan balı, Urla sakız enginarı ve Tokat yaprağı gibi yöresel ürünler tercih edildi.
Bu menü seçiminin bilinçli bir gastronomi stratejisi olduğunu belirten Prof. Dr. Arslan, bu yaklaşımı 'Gastronomi Diplomasisi' olarak tanımladı. Menünün, Karadeniz, İç Anadolu, Ege, Güneydoğu ve Doğu Anadolu'dan ürünleri bir araya getirerek Türkiye'nin kültürel çeşitliliğini ve zengin gastronomik mirasını temsil ettiğini söyledi. Trabzon tereyağı, Hizan karakovan balı gibi yöresel ürünlerin seçilmesiyle yerel üretime ve Anadolu'nun tarımsal çeşitliliğine vurgu yapıldığını ifade etti. Ayrıca, Kayseri mantısı ve Sütlü Nuriye gibi geleneksel yemeklerin modern sunum teknikleriyle servis edilmesinin, Türk mutfağının hem köklü hem de çağdaş yönünü öne çıkardığını belirtti. Ana yemekte balık ve kırmızı et alternatifi sunulması ise misafir odaklı yaklaşımı ve farklı damak zevklerine saygıyı gösteren diplomatik bir jest olarak değerlendirildi.
Gastrodiplomasi: Ülkelerin Yumuşak Gücü
Prof. Dr. Müge Arslan, günümüzde gastronominin ülkelerin kamu diplomasisinde önemli bir 'yumuşak güç' unsuru haline geldiğini ifade etti. Zirve öncesinde Türkiye'nin, Türk mutfağını bir kamu diplomasisi aracı olarak tanıtan 'gastrodiplomasi' etkinlikleri düzenlediğini hatırlattı. Yetkililerin, ortak sofraların bazen resmi belgelerin sağlayamadığı karşılıklı anlayışı geliştirebildiğini vurguladığını belirten Arslan, menünün yalnızca bir ikram değil, Türkiye’nin kültürel kimliğini ve misafirperverliğini anlatan bir iletişim aracı olarak kurgulandığını sözlerine ekledi. “Bazen diplomasi bir cümlede, bazen de aynı sofrayı paylaşmanın oluşturduğu ortak deneyimde hayat bulur.” diyerek değerlendirmesini tamamladı.




