Anahtarlarınızı nereye koyduğunuzu unutmak, bir odaya girdiğinizde neden orada olduğunuzu hatırlayamamak ya da yıllar önceki detayları anımsarken dün tanıştığınız kişinin ismini çıkaramamak gibi durumlar çoğunlukla kaygıya yol açar. Ancak uzmanlar, unutkanlığın her zaman bir hastalığın göstergesi olmadığını belirtiyor. Aksine, beynin gereksiz bilgileri elemesi, değerli anıları saklaması ve yeni şeyler öğrenebilmesi için “unutma” mekanizmasına ihtiyacı olduğu vurgulanıyor.
Beyin Neden Travmatik Anıları Saklar?
Acıbadem Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Kurt’a göre, beynin bazen gerçekten önemsiz görünen detayları veya yıllarca süren travmatik anıları saklamasının temel nedenlerinden biri, sık tekrar edilen ve duygusal ağırlığı olan bilgileri daha güçlü bir şekilde pekiştirmesidir. Bir düşünce, endişe veya olumsuz bir deneyim zihinde ne kadar çok tekrarlanırsa, ilgili sinir ağları o kadar sık aktif hale gelir. Özellikle bu tekrarlar yoğun duygularla birleştiğinde, beyin bu bilgileri öncelikli olarak işler ve anılar daha kalıcı hale gelebilir. Bu sebeple, travmatik yaşantılar veya sürekli zihni meşgul eden olumsuz düşünceler zamanla tamamen kaybolmak yerine daha kolay hatırlanabilir ve uygun ipuçlarıyla yeniden tetiklenebilir. Prof. Dr. Kurt, beynin gereksiz yükünü azaltmak ve hafızayı daha verimli kullanmak için önemli tavsiyelerde bulunuyor.
Prof. Dr. Murat Kurt, bilginin kalıcı hale gelmesinin sadece ne sıklıkla karşılaşıldığına değil, aynı zamanda o bilgiye ne kadar dikkat edildiğine ve derinlemesine işlendiğine bağlı olduğunu belirtiyor. Dijital ortamda defalarca karşımıza çıkan içeriklerin çoğunun hafızada kalıcı bir iz bırakmadığını vurgulayan Kurt, “Tekrar, özellikle dikkat ve anlamlı işlemeyle birleştiğinde bellek izini güçlendirir. Buna karşılık, dijital ortamda hızla tüketilen içerikler çoğu zaman yüzeysel düzeyde işlendiği için aynı etkiyi yaratmaz. Çünkü kaydırarak tükettiğimiz her ekran, beynin bilgiyi derinlemesine işlemesi için gereken koşulları sağlamaz; tam tersine, çoğu içerik yüzeysel bir dikkatle işlenip hızla bir sonrakine yerini bırakır. Dolayısıyla zihni bu tür yüzeysel tekrarlarla doldurmak, hafızayı güçlendirmek yerine gereksiz bilişsel yükü artırarak asıl önemli bilgilerin etkili biçimde işlenmesini zorlaştırabilir. Bu nedenle gereksiz bilişsel yükü azaltacak alışkanlıklar geliştirmek büyük önem taşır” ifadelerini kullanıyor.
Unutmak, Beynin Bir Becerisidir
Prof. Dr. Murat Kurt, günümüzde dijital dünyanın sınırsız bilgi akışı, sürekli bildirimler, stres, düzensiz uyku ve çoklu görev alışkanlığının hafızamızı her zamankinden daha fazla zorladığını belirtiyor. Eskiden zihnin dış uyaranlardan uzak kalabildiği kısa dinlenme anları daha fazlayken, şimdi yürürken, beklerken, yemek yerken bile telefon ekranına bakıldığını ifade eden Kurt, “Sürekli uyaranlara maruz kalmak, beynin önemli bilgileri derinlemesine işlemesini ve dikkatin yeniden düzenlenmesini zorlaştırabiliyor” diyor. Hafızanın kusursuz bir kayıt cihazı olmadığını vurgulayan Kurt, insan beyninin her gün milyonlarca uyaranla karşılaştığını ve bunların tamamını aynı detayla saklaması durumunda yeni bilgi öğrenmenin ve doğru karar vermenin çok daha zor olacağını belirtiyor. Kurt’a göre, beyin önemli gördüğü bilgileri güçlendirirken ihtiyaç duymadığı detayları eleme eğilimindedir. Bu nedenle unutmak, çoğu zaman bozuk değil, sağlıklı çalışan bir hafızanın doğal ve gerekli bir sonucudur.
“Beyin bir depo değil, bir editördür” diyen Prof. Dr. Murat Kurt’a göre, hafıza sadece bilgiyi depolamakla kalmaz; dikkat, duygu, anlam ve tekrar gibi birçok faktörün etkisiyle sürekli olarak yeniden düzenlenir, hatta her hatırlama anında bir bakıma yeniden yazılır. Bu sebeple, güçlü bir hafıza kadar, “doğru bilgiyi tutup gereksizini bırakabilme” becerisi de bilişsel sağlığın önemli bir parçasıdır. Kurt, bahsettiği bu doğal unutmanın, travma sonrası hafıza kaybı veya demans gibi durumlarda görülen patolojik unutmadan farklı olduğunun altını çiziyor ve “Burada bahsettiğimiz, beynin günlük işleyişinde kendiliğinden gerçekleşen, işlevsel bir süzme mekanizmasıdır. Hastalığa bağlı hafıza kayıplarıyla karıştırılmamalı” diye ekliyor.
Odaya Girince Neden Unuturuz?
Hemen herkesin zaman zaman yaşadığı bu durumun bilimsel bir açıklaması bulunuyor. Psikoloji literatüründe “kapı eşiği etkisi” olarak bilinen bu olgu, bir ortamdan diğerine geçildiğinde beynin içinde bulunduğu bağlamı güncellemesiyle ilişkilidir. Yeni bir ortama geçildiğinde, o sırada çalışma belleğinde tutulan bilgi dikkatin odağından çıkabilir ve ne yapmak için odaya girildiği kısa süreliğine unutulabilir. Prof. Dr. Murat Kurt, yoğun çalışma temposu, sık dikkat bölünmesi ve aynı anda birçok işle ilgilenme alışkanlığının bu tür unutkanlıkları daha sık yaşanır hale getirebildiğini belirtiyor. Kurt, “Sorun çoğu zaman hafızada değil, dikkattedir. Bir işi düşünürken telefon bildirimi geliyor, ardından başka biriyle konuşuyoruz, sonra başka bir odaya geçiyoruz. Dikkat sürekli bölündüğünde, çalışma belleğinde tutulan bilgiye erişmek zorlaşabiliyor. Bu nedenle ne yapmak için odaya girdiğimizi birkaç saniyeliğine unutabiliyoruz. Çoğu zaman birkaç saniye durup yeni bağlamı içselleştirmek yeterlidir” diye açıklıyor.




