Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi'nden Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, prosopagnozi, yani yaygın adıyla yüz körlüğü hakkında önemli bilgiler paylaştı. Bu durumun nedenleri, belirtileri, bireylerin sosyal yaşamları üzerindeki etkileri ve kesin bir tedavisi olmamasına rağmen uygulanan telafi edici yaklaşımlar Dr. Şalçini tarafından detaylandırıldı.
Yüzleri Tanıyamama Durumu
Dr. Celal Şalçini, nörolojik literatürde dikkat çekici algı bozukluklarından biri olarak gösterilen prosopagnozinin, kişinin görme yetisinde herhangi bir fiziksel sorun olmamasına rağmen yüzleri tanıyamaması şeklinde tanımlandığını belirtti. Ünlü nörolog Oliver Sacks'ın çalışmalarına atıfta bulunarak, hastaların göz, burun veya ağız gibi yüzün ayrıntılarını net bir şekilde algılayabildiğini, ancak beynin bu bileşenleri bütüncül bir kimlik olarak birleştiremediğini ifade etti. Dr. Şalçini, bireyin karşısındaki kişinin yüz hatlarını tüm detaylarıyla görmesine rağmen, beynin görsel veriyi zihindeki kimlik hafızasıyla eşleştirememesi nedeniyle kim olduğunu çözemediğini vurguladı. Bu durumun şiddetli vakalarında, kişi kendi yüzünü dahi tanıyamayabilir.
Prosopagnozinin şiddetinin kişiden kişiye farklılık gösterebildiğini kaydeden Dr. Şalçini, hafif durumlarda sadece yeni tanışılan kişilerin unutulduğunu, ancak ağır vakalarda bireyin en yakınlarını bile ayırt edemez hale gelebileceğini ifade etti. Oliver Sacks'ın eserine ismini veren Dr. P.'nin, eşinin başını şapka sanacak kadar ileri düzeyde bir görsel agnozi ve prosopagnozi yaşadığını örnek gösterdi. Şiddetli vakalarda eşini, çocuğunu, annesini ve hatta aynadaki kendi yüzünü tanıyamayan bireylerin, yakınlarını ayırt etmek için ses tonu, belirgin bir takı veya yürüme tarzı gibi ikincil ipuçlarına bağımlı kaldıklarını aktardı.
Beyindeki Hasar ve Nedenleri
Dr. Şalçini, sağlıklı bir beyinde yüz tanıma işleminin, temporal lobun alt kısmında bulunan 'fusiform yüz alanı' (FFA) adı verilen özelleşmiş bir bölge sayesinde saniyeler içinde ve bütünsel bir şablon üzerinden gerçekleştiğini açıkladı. Prosopagnozide ise fusiform yüz alanındaki nöral ağların veya bu bölgenin hafıza merkezleriyle olan bağlantılarının hasar gördüğünü ya da doğuştan işlevsiz olduğunu belirtti. Beynin bütünsel algılama yetisini kaybetmesiyle bilişsel sürecin adeta bir dedektif gibi çalıştığını, yüzü bir bütün olarak hissetmek yerine kaş yapısı veya çene çizgisi gibi detayları tek tek analiz etmeye çalıştığını, ancak bu analitik yaklaşımın anlık tanımada yetersiz kaldığını dile getirdi.
Klinik araştırmalar ve Sacks'ın vaka çalışmaları, yüz körlüğünün hem gelişimsel (doğuştan) hem de kazanılmış (sonradan) formlarının bulunduğunu gösteriyor. Doğuştan gelen türde beyin, genetik veya erken gelişimsel faktörler nedeniyle yüz tanıma ağlarını hiç oluşturamazken; sonradan gelişen vakalarda ise inme (felç), kafa travmaları, beyin tümörleri, ensefalit gibi enfeksiyonlar veya Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıklar temel etkenler arasında yer alıyor. Dr. Şalçini, beynin sağ alt temporal bölgesinde meydana gelen bir doku hasarının, bireyin o güne kadar sorunsuz çalışan yüz hafızasını aniden veya kademeli olarak silebileceğini ifade etti.
Farkındalık ve Telafi Yöntemleri
Dr. Celal Şalçini, Oliver Sacks'ın gözlemlerine dayanarak, birçok hastanın yaşadığı bu sıra dışı durumun klinik bir nörolojik bozukluk olduğunun farkına varmadan yıllarca yaşayabildiğini belirtti. Özellikle doğuştan prosopagnozik olan bireylerin, herkesin dünyayı kendi gördükleri gibi algıladığını varsaydıklarını dile getirdi. Bu sebeple durumlarını 'isim hafızam zayıf', 'dikkatim dağınık' veya 'insanları birbirine karıştırıyorum' gibi ifadelerle geçiştirdiklerini söyledi. Beynin, kişinin farkında olmadığı telafi mekanizmaları geliştirerek ses ve giysi detaylarıyla durumu maskelediği için, gerçek teşhisin sıklıkla yetişkinlik döneminde tesadüfen veya nörolojik değerlendirmeler sonucunda konulduğunu ekledi.
Yüz körlüğünün sadece algısal bir engel olmakla kalmayıp bireyin sosyal ve psikolojik dengesini de derinden sarstığına dikkat çeken Dr. Şalçini, sokakta yakın bir arkadaşının yanından selam vermeden geçmek ya da bir yabancıya yakınlık göstermenin, kişide zamanla yoğun bir mahcubiyet ve sosyal kaygı oluşturduğunu belirtti. Çevresi tarafından sık sık 'kibirli', 'soğuk' veya 'ilgisiz' olarak etiketlenen hastaların, yanlış anlaşılma korkusuyla kendilerini toplumdan soyutlamaya başladıklarını ifade etti. Sacks'ın eserlerinde de altı çizildiği üzere bu sürekli tetikte olma halinin, kişiyi zamanla insan ilişkilerinden uzaklaştırarak derin bir içe kapanma ve yalnızlığa sürükleyebileceğini vurguladı.
Hali hazırda prosopagnozinin beyindeki hasarlı yüz tanıma mekanizmasını tamamen iyileştiren kesin bir tıbbi veya cerrahi tedavisi bulunmadığını belirten Dr. Şalçini, nörolojik rehabilitasyon süreçlerinde beynin esneklik (nöroplastisite) yeteneğinden yararlanan bilişsel egzersizler denense de temel yaklaşımın kişiye 'telafi edici stratejiler' öğretmek olduğunu söyledi. Oliver Sacks'ın vakası Dr. P.'nin insanları ve nesneleri zihninde müzikal ritimler ve belirli karakteristik ipuçlarıyla eşleştirerek hayatını sürdürmeyi başarması gibi; hastalara da kişileri ses tonu, konuşma ritmi, saç kesimi, duruş veya belirgin aksesuarlar üzerinden ayırt etme teknikleri kazandırılarak günlük yaşamlarını sürdürmeleri sağlandığını sözlerine ekledi.




